
Toyota Üretim Sistemi: Teknikten Sosyo-Politik Bir Okumaya
Yazan: TOLGA AKAGÜN
Yayın: EulePage / Mayıs 2025
Toyota Üretim Sistemi (Toyota Production System – TPS), genellikle yalın üretim (lean manufacturing) başlığı altında teknik bir model olarak ele alınsa da, derinlemesine incelendiğinde yalnızca üretim süreçlerini değil, toplumsal yapıları ve iktidar ilişkilerini de dönüştüren çok katmanlı bir sistem olarak karşımıza çıkar. Bu bağlamda TPS’in yalnızca teknik boyutuyla değil, aynı zamanda sosyolojik ve politik boyutlarıyla ele alınması, sistemin arka planındaki ideolojik ve kültürel yapıyı da açığa çıkarır.
Sosyolojik Boyut
- Çalışma Kültürü ve Disiplin: Toyota’nın kurumsal kültürü, Japon toplumunun kolektivist değerleriyle uyumludur. İşçilerin üretim sürecine aktif katılımı teşvik edilmekle birlikte, bu süreç bireyin sürekli gözetim altında çalıştığı bir yapı yaratır. Foucault’nun panoptikon kavramıyla ifade ettiği gibi, işçilerin kendi üzerlerinde kurdukları denetim biçimi, disiplinin içselleştirilmesini sağlar:
“İktidar, yalnızca baskı yoluyla değil, görünürlüğün içselleştirilmesiyle işler.” – Michel Foucault
- Emek Sürecinin Yeniden Yapılandırılması: Fordist üretimdeki katı işbölümünün aksine, TPS işçiden daha yüksek düzeyde beceri, dikkat ve sürekli gelişim beklentisi içindedir. Bu durum emek gücünü “nitelikli” hale getirirken, aynı zamanda onu daha büyük bir baskı altına da sokar.
- Toplumsal Cinsiyet Rolleri: TPS’in yerleştiği Japon iş dünyası kültürü, toplumsal cinsiyet rollerinin yeniden üretildiği bir zemin sağlar. Kadınlar genellikle destekleyici rollerde yer alırken, liderlik ve karar alma pozisyonları çoğunlukla erkeklerdedir. Bu durum üretim sisteminin, mevcut toplumsal cinsiyet eşitsizliğini pekiştirdiğini gösterir.
Politik Boyut
- İktidar İlişkileri: TPS, işçilere belirli ölçüde karar alma yetkisi tanır gibi görünse de (örneğin “andon” ipini çekerek üretimi durdurma yetkisi), bu yetki çoğunlukla sistemin verimliliğine hizmet edecek biçimde sınırlandırılmıştır. İktidar, katılımın içinde yeniden biçimlenmiş ama yok olmamıştır.
- Neo-liberal Uyum: 1980 sonrası küresel ölçekte benimsenen neo-liberal politikalarla TPS arasında güçlü bir paralellik gözlemlenir. Esnek üretim, kısa vadeli istihdam, taşeronluk gibi uygulamalar TPS sayesinde meşrulaşmış ve yaygınlaşmıştır.
“Yalın üretim, esnekliğin ve bireysel sorumluluğun yüceltilmesiyle neo-liberal iş rejimlerinin önünü açmıştır.” – David Harvey
- Devlet-Sanayi İşbirliği: TPS’in gelişimi, Japon devletinin sanayi politikalarıyla da doğrudan ilişkilidir. MITI (Ministry of International Trade and Industry) gibi kurumlar, teknoloji transferi, Ar-Ge yatırımı ve uzun vadeli planlama aracılığıyla Toyota gibi şirketlerin küresel ölçekte rekabetçi hale gelmesini sağlamıştır. Bu durum üretim sisteminin yalnızca kurumsal değil, aynı zamanda ulusal bir strateji olduğunu gösterir.
Sonuç: Eleştirel Bir Yaklaşım
Toyota Üretim Sistemi’ni yalnızca teknik bir model olarak değil, aynı zamanda toplumsal bir yapılandırma aracı olarak da değerlendirmek gerekir. Bu bağlamda TPS:
- Disiplin, denetim ve katılım kavramlarını yeniden tanımlar.
- Emek süreçlerinde görünmeyen iktidar ilişkilerini işler kılar.
- Toplumsal cinsiyet rollerini pekiştirir.
- Neo-liberal dönüşümlere uygun bir zemin yaratır.
- Devletin sermaye birikimi sürecindeki rolünü yeniden anlamlandırır.
“İktidar, yalnızca baskı yoluyla değil, görünürlüğün içselleştirilmesiyle işler.” – Michel Foucault
“Yalın üretim, esnekliğin ve bireysel sorumluluğun yüceltilmesiyle neo-liberal iş rejimlerinin önünü açmıştır.” – David Harvey

Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.