
Tavsiye Sistemlerinden Otonom Araçlara: Veri ve Zekânın Gücü
Yazan: TOLGA AKAGÜN
Veri, dijital çağın yeni petrolü değil, bence artık “işleyen aklı”. Ve bu aklın mantığını oluşturan da yapay zekâ. Bugün hayatımızın neredeyse her alanında “tavsiye edilen” bir şeyler varsa ne izleyeceğimizden ne satın alacağımıza, hatta hangi rotadan gitmemizin daha güvenli olacağına kadar bilin ki arka planda büyük veri,yapay zekâ,öğrenen algoritmalar,karar destek sistemleri, yer alıyor. Bu yazıda, bir Netflix dizisinin önerilmesinden kendi kendine karar alan bir aracın yol almasına kadar uzanan bu büyüleyici sistemler zincirine birlikte yakından bakalım.
Tavsiye Sistemleri: Kimin Zevki Bu?
Tavsiye sistemleri (recommender systems), büyük veri ve yapay zekânın en görünür yüzlerinden biri. Alışveriş sitelerinde karşımıza çıkan “Bunu alanlar şunu da aldı” veya YouTube’daki “Senin için önerilenler” ifadeleri, yalnızca rastgele sunulmuş içerikler değil. Bunlar, kullanıcı verilerinin işlenerek elde edilen öngörüler sayesinde oluşan öneriler.
Spotify’ın Discover Weekly listesi, her kullanıcı için özel olarak oluşturulan ve dinleme alışkanlıklarını analiz eden bir yapay zekâ uygulamasıdır. Aynı şekilde, Trendyol veya Amazon gibi e-ticaret devleri, geçmiş satın alımlardan demografik veriye kadar geniş bir yelpazeyi analiz ederek ürün önerilerinde bulunur. Yani her tıklamamız, sistemin bizi biraz daha “tanımasına” hizmet ediyor.
Burada önemli bir yorum yapmak gerekirse, bu tür sistemlerin en büyük avantajı zaman kazandırmasıysa, en büyük riski de bizi “veri yankı odalarına” hapsetme potansiyelidir. Kullanıcının sadece hoşuna gidecek içerikleri önermek, farklı görüşlere erişimi kısıtlayabilir. Yani bu teknolojiler, aynı anda hem özgürleştirici hem sınırlandırıcı olabilir.
Otonom Araçlar: Karar Alan Makineler
Veri ve zekânın gücü, tavsiye sistemlerinde bizi yönlendirmekle kalmıyor, doğrudan karar da alabiliyor. Otonom araçlar bunun en çarpıcı örneği. Tesla, Waymo ve Cruise gibi şirketler tarafından geliştirilen sürücüsüz araçlar, yalnızca sensör ve kameralarla değil, arka planda çalışan devasa veri kümeleri ve gerçek zamanlı analizlerle yön buluyor.
Bu araçlar, yüz binlerce kilometrelik yol verisini analiz ederek karar verme yetisini öğreniyor. Örneğin; bir yaya geçidine yaklaşırken, aracın durup durmayacağını belirleyen şey yalnızca bir sensör değil, geçmiş verilerle eğitilmiş yapay zekânın anlık değerlendirmesidir.
Türkiye’de henüz tam otonom sürüş sistemleri günlük yaşama entegre olmadı, ancak ASELSAN’ın sürücüsüz kara aracı projeleri, TOGG’un bağlantılı araç teknolojileri ve İstanbul’da test edilen akıllı kavşak sistemleri gibi gelişmeler, bu alanda potansiyel taşıyor.
Ortak Nokta: Veri ve Zekâ
Tavsiye sistemleri ile otonom araçlar arasında görünürde büyük bir fark varmış gibi görünebilir. Biri dijital alışkanlıklarımızı yönlendiriyor, diğeri ise fiziksel dünyada hareketimizi. Ancak ikisini birbirine bağlayan temel unsur, “veri ile güçlendirilmiş yapay zekâ”.
İki sistem de kullanıcı verisiyle besleniyor, analiz yapıyor ve kişiselleştirilmiş çıktı üretiyor. Hatta bazı sistemler hem tavsiye veriyor hem de yönlendiriyor. Örneğin: Google Haritalar’ın trafik öneri algoritması, hem yol durumu hakkında tavsiye sunuyor hem de alternatif rotalar arasında karar almanıza yardımcı oluyor.
Geleceğe Doğru: Hibrit Sistemler
Önümüzdeki yıllarda veri ve zekânın bu iş birliği, daha da entegre hale gelecek. Tavsiye sistemleri artık yalnızca ürün ya da içerik önermekle kalmayacak, örneğin kişisel sağlık verilerinizi analiz ederek yaşam biçimi tavsiyeleri sunacak. Otonom araçlar, sadece trafiği değil, sürücünün ruh halini de algılayıp ona göre yolculuğu şekillendirecek.
Bu noktada etik,gizlilik,kullanıcı mahremiyeti gibi konular da daha çok gündeme gelecek. Çünkü veri ne kadar büyürse, onunla gelen sorumluluk da büyüyor.
Zekâ, Veriyle Büyür
Bugün bir Netflix dizisi önerisiyle başlayan yapay zekâ deneyimi, yarın bizi eve bırakan sürücüsüz bir araca dönüşebiliyor. Bu dönüşümün ardındaki itici güç, büyük veri ile zekânın senkronize biçimde çalışmasıdır. Doğru verilerle eğitilmiş sistemler, hem yaşam kalitemizi artırabilir hem de bizi yeni bir çağın içine taşıyabilir.
Ancak unutmamak gerekir ki, verinin gücü onu kimlerin nasıl kullandığında gizlidir. Bu yüzden kullanıcılar olarak da bilinçli, sorgulayıcı ve seçici olmamız gereken bir dönemdeyiz.

Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.